HUKUK DEVLETİ İLKESİNDEN ÜSTÜNLERİN HUKUKUNA

0
877

Av. Ali Anılan

’Devlet, hukuka ancak istediği için, istediği zaman ve istediği ölçüde boyun eğiyorsa, aslında hiç boyun eğmiyordur.’’ Leon Duguit

Demokrasinin anahtarı konumundaki hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. En kestirme tanımı, bireylerin ve devletin yani kamu görevlilerinin yasalar önünde “eşit” olmasıdır. Dahası, yasama ve yürütme erkleriyle yönetimin, bağımsız yargı organları tarafından hukuka bağlı kalınarak denetlenmesi ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır.

Türk yargı yapısında oluşan bu iki parçalığın yarattığı olağandışı uygulamaların sürdürülüp gitmesi “üstünlerin hukuku” teriminin haklılığı yönündeki düşünceleri güçlendirmektedir… Oysa önemli olan, objektif, soyut ve kişisel hak ve özgürlükleri öngören hukukun üstünlüğü değil midir?

HUKUK DEVLETİ NEDİR ?
Tüm etkinliklerinde hukukun üstünlüğü ilkesine ve yargı denetimine bağlı kalan devlet, hukuk devletidir. Devletin hukuk ve adalet ilkesine bağlılığı, Platon ve Aristoteles’ten bu yana hukuk felsefesinde yer tutmuştur. Yeniçağda hukuk devleti kavramı Locke ve Montesquieu’nun ortaya attığı kuvvetler ayrılığı ilkesiyle genişleyerek daha büyük bir önem kazanmış, demokrasinin ve özgürlüklerin olmazsa olmaz konumuna gelmiştir.
Yapıtlarında ‘’hukuk devleti’’ deyimine ilk kez yer veren Rudolf von Mohl, bu deyimden anlaşılması gereken devlet tipini, etkinliklerinin sınırını kişilerin özgürlüğünde gören, yasaların genelliği ilkesine uyan ve kişilerin devlet gücü karşısında korunması için yargı organları kuran devlet olarak tanımlamıştır.
Hukuk devleti kavramına çeşitli anlamlar veren Stahl ve Bahr’dan sonra günümüzde geçerli olan hukuk devleti görüşüne en yakın tanımı Rudolf von Gneist ortaya koymuştur.
Buna göre hukuk devletinin güvence altına alınması için anayasada kamu hak ve özgürlüklerinin düzenlenmiş olması yeterli değildir. Uygulamada değer kazanabilmesi için her şeyden önce devletin en etkin organı olan idarenin, özel bir yargı sistemince (idari yargı) sıkı bir biçimde denetlenmesi gerekmektedir
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ NEDİR ?
Bireysel özgürlüklerin ve vatandaş olabilme yeterliliğinin baş koşuludur;
Demokrasinin olmazsa olmazıdır.
Kişi temel hak ve özgürlüklerinin devlet erki karşısında korunmasını sağlar.
Hukukun üstünlüğü ayrıca hukukun bağımsızlığını gerektirir ki, bu ikincisi olmadan birincisi pek anlam ifade etmez, lafta kalır, gider.
Aslında hukuk düzeni, devletin kendi düzenidir.
Ama bu düzenin nasıl işlediği üretim ilişkileri, iktidar ilişkileri ile şekillenir.
Egemen ideoloji, kendi değer yargılarını hukuk aracılığıyla topluma aktarır.
Fakat ‘’Hukuk devleti ‘herhangi bir hukukun devleti’ değildir, temelinde bir değerler ve ilkeler bütünü yatan bir hukukun devletidir.’’
Hukuk devletinde devletin, hukukun dışında ve üstünde meşru bir varlığı olamaz. Devlet, varlık ve meşruiyetini hukuk ve adaletten alır. Bu nedenle hukuk devleti, sadece kuralları olan bir devlet olarak da anlaşılmamalıdır. Çünkü totaliter devletlerin de kuralları vardır. ‘’ Faşist devletin bir hukuk devleti olmamasının nedeni ‘devletin aşkın bir gerçeklik olması, esasen en üstün gerçeklik olması, dahası, tek gerçeklik olması’ dır.’’
Hukukun kaynağının bir kişi, sınıf, parti vb olması, hukukun öznesinin devlet olması ve devletle hukuka kaynaklık eden şeyin özdeşleşmesi, totalitarizmin varlığını gösterir. Hukukun öznesini değiştirdiğiniz zaman hizmet ettiği alanı da değiştirmiş olursunuz. Hukukun öznesi insandır, yurttaştır. İnsan hakları mücadelesi tarihi, yurttaşın varlığını hukuka, hukukun varlığını yurttaşa bağlamıştır. Hukuk – özne ilişkisinde birbirini meşrulaştıran bir diyalektik vardır. Özne hukuk kurallarına uyarak hukuku var edip meşrulaştırırken, hukuk da kendisine uymakta olan bireye toplumda yer açar, onu tüm özellikleriyle var eder. Dolayısıyla toplumun ve yurttaşların hukuku önemsemesinin ve hukuka sahip çıkmasının nedeni, hukukun, devlet karşısında, siyasal iktidar karşısında yurttaşlara güvenli bir liman sağlıyor olmasıdır.

Hukukun buyrukları şunlardır;
Dürüst yaşamak, Başkasına zarara uğratmamak, Herkesin hakkını vermektir. (Ulpianus)

Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir. (Sokrates)
Adaletin gecikmesi adaletsizliktir. (Landor)
Hukuk devleti-temel hak ve hürriyetlerin güvencelenmesi-adalet-anayasal demokrasi kavramları birbirleri ile ilişkili, biribirisiz gerçekleşme imkanı olmayan, birlikte bir bütünün oluşumunu sağlayan, ayrılmaları durumunda hayati derecede değer zaafiyetine uğrayan kavramlardır. Anayasal demokrasi, gerçek anlamda hukuk devleti demektir . Doktrinde, bu iki kavram arasındaki yakın ilişki ve bütünleşmeyi ifade etmek için, “hukuk devleti demokrasisi”, “demokratik hukuk devleti” ya da “hukuk yoluyla demokrasi” olduğu belirtilmiştir .
Öte yandan, hukuk devletinin nihai ve asıl amaçlarından en önemlisini adaletin gerçekleşmesi oluşturmaktadır. Adaletin gerçekleşebilmesi, insanlara eşit olarak hak ve hürriyetlerin tanınmasını ve sağlanmasını gerekli kılar. Adalet dağıtma mercileri diye de ifade edilen mahkemelerin faaliyetleri ile hukukun asıl amacı, adaletin gerçekleşmesi kapsamında kişilere hak ve hürriyetlerin tanınması ve sağlanmasıdır. Bunu sağlamanın yolu ise, gerekli güvenceyi sağlamaya elverişli bir hukuki düzenin (hukuk devleti) kurulmasını gerekli kılar. Kısaca adaletin olmadığı bir yerde hukuk devletinin varlığından bahsedilemez. Hukuk devletinin olmadığı yerde de hak ve hürriyetlerin varlığından ve güvencelenmesinden bahsedilemez. Devletin sınırlılığı esasına dayalı anayasal demokrasinin olmadığı yerde de temel hak ve hürriyetlerin, devletin haksız ihlallerine karşı güvencede olmasından bahsedilemez.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here