Alkış

0
426

Bir elin nesi iki elin sesi var. Sesin övgüyü yüceltip beğeni haline gelen en güzel gösterme şeklidir alkış. Sanatçıyı yaptığı sanatı başarısının bize yolladığı memnuniyet duygusunun geri yansımasıdır. Zaman zaman biraz abartıp güzel bir şarkıya ritim tutturup neşelenir keyifleniriz kendimizi müziğin akışına bırakıp tat alırız alkışlarla.

Geçmişten günümüze alkış hayatımıza nasıl girmiş bir göz atalım.

Roma imparatoru Heraklius barbarlar kralını davet eder ve onu herkesin önünde küçük düşürmek ister. Ama o sırada imparatorluk gücünü kaybetmeye başlamış olduğundan bunu yapmak için yeni bir yol denemeye karar vermiştir plana göre barbar kral konuşmaya başladığında halkın içinden bazı kişiler kralın konuşması duyulmasın diye hep birlikte alkışlamaya başlayacaktır o gün başlayan bu hareket daha sonra imparatorun güzel sözlerini onurlandırmak içinde kullanılmaya başlanmıştır.

Osmanlı döneminde alkış “Alkamak” yani “Övmek medhu sena etmek “anlamında kullanılırdı. Osmanlı teşrifat geleneğinde padişah merasim için tahta oturduğunda,atına bindiğinde ve bayram törenlerinde alkışcıbaşının verdiği komutla hep birlikte padişaha övgüler sıralanır “uğurun açık olsun, ikbalin parlak olsun ömrü devletinle bin yaşa” denilerek hep bir ağızdan padişah övülürdü .Ve bu böyle tüm Osmanlı dönemi boyunca devam etmiştir. Daha sonra halk içine ve siyasete geçmiştir.

Günümüzde kültürel olaylardan çok siyasette alkış modası çoğalmış mitinglerde halka hitap eden siyasetçiler söyledikleri sözlerin alkişı ne kadar yüksek alırsa yaptıkları işin bir o kadar iyi olduğunu düşünür oldular. İki elimizle çıkardığımız ses karşıdakine güç veriyor ama biat felsefesi gereği siyasetçinin yaptığı her işe bilinçsizce alkışlayan toplumlar haline geldik.

Bazen de anlamasak da yalnızca bulunduğumuz guruba uymak için alkışlıyoruz . Kirlenmiş siyasete söylenen yalanlara atılan hiç gerçekleşemeyecek vaatlere alkış tutup karşıdakini yaptığı hatada daha çok yapsın diye güç veriyoruz sonra hep şikayet ediyoruz. Bu gün ak denilen bir olayı alkışlayıp sonrasında aynı olaya kara diyeni de alkışlıyoruz. Sonra kirlenmiş siyaseten şikayet ediyoruz aslında biz kendi canavarlarımızı kendimiz yaratıyoruz hem de iki elimizin arasında besleyerek .Belki bir gün hep birlikte alkışlayarak büyüttüğümüz bu siyasî canavarları bir defasında olsa alkışlamadan öylesine boş boş gözlerinin içine bakıp bizden bu kadar demeliyiz.
Yüzyıllardır hep güçlü olan için el çırpmışız. Sanat için alkış tutalım ,emek için,üreten için,insana doğaya değer katanlar için, hayatı bize sevdiren değerler için…

Tarihte büyük olaylar kitlelerin kişilere verdiği destekle tarihte yerini almıştır Hitler, yahudi zulmünü işlerken tek değildi. Tüm dünyaya kafa tutarken de yalnız olmadığı gibi. İnsanlara zulüm ederken alkışlarıyla yapılan katliama ortan olan yüzbinlerce destekçisi vardı. Kölelik döneminde baronlara, yöneticilere ve liderlere topluluklar güç verdi. Alkışla ortak olundu yaşanan insanlık dışı sömürüye. Diktatörler dini kendine silah edinmişlerdi. Alkışlar eşliğinde yıllarca güçlerine güç kattılar. Amaç daha fazla haksızlık ve adaletsizlikti. Keşke alkış hayatımızda bir bebeğin ilk adımı attığında gösterdiği sevince verdiği tepki kadar saf ve temiz kalsaydı. Belki kirlenmezdi bu kadar dünya, belki biraz daha eşit ve insancıl olurdu yaşam. Hiç düşündük mü dudaklarımızın arasından çıkan sözlerin, gözlerimizden yansıyan bakışların ve iki elimizden duyulan seslerin hayatımızı ne denli şekillendirip, dünyaya ve olaylara nasıl dahil olduğumuzu?

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here