‘SAYGI DUYMAK’

0
454
Av. Turgay Özcan

Kendine saygı duyarsan, herkesin fikrine saygı duyarsın. İnsanların fikrine saygı duyduğun zaman da tartışma ortamları belli bir saygı çerçevesi içinde yürür. Karşı tarafın fikrine saygı duymak demek, karşı tarafın fikrine katıldığın anlamına gelmez. Ancak, karşı taraf da aynı medeni ölçülerle kendisine saygı duyuyorsa sizin fikirlerinize de saygı duyar. Özgür bir ortamda, her iki insan da düşünceleri aynı olmasa bile kendisine saygı duydukları için karşı tarafa da saygı duyar. Bu çok güzel, medeni bir ortamdır. Beklenen ve olması gereken de budur.

Peki, kendisine saygı duymayan biri karşısındakine saygı duyar mı? Sorsan duyar gözükür ama aslında duymaz. Sürekli bir çatışma ortamı doğmasına, bulundukları ortamın gerilmesine sebep olmakla birlikte sürekli bir münakaşa ve haklılık çabası mücadelesi verirler. Dolayısıyla iletişime kapalıdırlar. Onlarla nasıl iletişim sağlayabiliriz? Onların dediğini kabul edersek, onun olundan gidersek iletişim kurarız. Yok, kabul etmez, onların yolundan gitmezsek onların gözünde kötü insanlarızdır.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl bir insandı demek benim haddimi aşar. Ancak, Atatürk’ün genel hayat felsefesine baktığımızda, yaptıklarını göz önünde bulundurduğumuz zaman kendisine saygısı olan bir birey olduğunu, dolayısıyla çevresinde bulunan tepeden tırnağa herkese karşı aynı saygıyı benimsediğini görürüz. Saygısıyla her türlü problemi çözmüş, insanları mümkün mertebe üzmemiştir En önemli devlet adamlarından tutun da, gerek düşmanları, gerekse de toplum en alt kademesine kadar herkese bu minvalde bir yaklaşım sergileyerek fikirlerini anlamaya çalışır, öz saygısının bir yansıması olarak çözüm odaklılık ve sağduyu çerçevesinde hareket etmiştir. Çözüm odaklı yapısı sayesinde hayatı boyunca çok fazla problemin üstesinden gelmiştir.

Peki, yukarıda anlattıklarımdan hareketle Atatürk’ün izinden gidebiliyor muyuz? Aslına bakarsak gidemediğimiz net olarak ortada. Her gün, kavga, çatışma, dolandırıcılık, tecavüz gibi insanlık onurunu aşan kötü fiillerle karşı karşıya kalıyoruz. Bunun çözümü var mıdır? İyi eğitimin olduğu yerde kendisine saygılı insanlar yetiştirdiğimiz takdirde bunların çözümü elbette var. “Ben her şeyi biliyorum” edasıyla etrafımızda dolaşan insanlar görürüz. Peki her şeyi biliyor muyuz? Bilmediğimiz ortadadır. Her şeyi bildiğini iddia edenler esasında hiçbir şey üretmeyenlerdir. Bu insanlar başta kendisin, sonra ailesini, sonra çevresini ve nihayetinde de toplumu kaosa sürükler. Ben merkezci olmaktan çıkamadığımız, “biz” diyemediğimiz müddetçe çözüm odaklı olmadığımız sürece sorunların üstesinden gelebilmemiz, bir şeyleri çözebilmemiz mümkün değildir. Bir şeyleri çözdüğümüzü zannederiz ama yaptığımız kumdan kaleler yıkıldığı zaman şaşırırız. Oysa, çözüm odaklı olarak bir şeyleri halletmek için önce öz saygımızı yitirmemek ve kendimize inanmak zorundayız. İnanmadığımız bir şeye başkalarını da inandıramayız. Bir ülkenin en önemli madeni üzerinde yaşayan insanlardır. Bu madeni kullandığımız zaman dünyanın en zengin ülkesi oluruz. Ancak, madeni iyi işleyemezsek fakir kalmaya mahkumuz. Öncelikle çocuklarımızın iyi işlenmiş bir maden olabilmesi için iyi bir eğitim alması, öz saygısı olan bireyler olarak yetişmesi gerekir.

Örnek vermek gerekirse, Japonya ve Almanya maden rezervi açısından fazla zengin olmayan iki ülkedir. Bu iki ülke en gelişmiş ülkelerin başında gelir. İnsan madenini iyi kullandıklarından özsaygıları yüksek olduğundan en gelişmiş ülkeler sınıfına girmişlerdir. Biz neden kendimize saygı duyarak en gelişmiş ülkelerin arasına girmeyelim? Temennim Türkiye’nin de bir Japonya, bir Almanya gibi çok iyi ülke haline gelmesidir. Saygılarımla…

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here